onu seyrediyorum. ona bakınca adı geliyor aklıma. diyorum ki, bu ad ona hiç yakışmamış. annesi ''mutluluk'' koymalıymış adını. ancak o zaman adı söylenildiğinde, ona tam olarak seslenilmiş olurdu. adı ''mutluluk'' olsaydı.
onu öptüğümde; dünyanın dönme hızı farklılaştı. santimetrelerce yeri değişti. yıldızların eksenleri kaydı. dünya; belki de sadece benim dünyam, büyük patlamasını yenice yaşadı ve her şey yerli yerine oturdu. yıllarca aranılan bulundu. ulaşılmak istenilene dokunuldu.
büyük yıkım sonrası, çok yüksek bir yerden bakıldığında bomboş görülen dünyam, ıssızlığından kurtuldu. o, beraberinde insanlığı getirdi. güveni, huzuru, sevgiyi yerleştirdi bir yerlere.
bir adamın yüzüne bakıp, bütün korkularını görebilmek ürkütücü bazen. bütün kuşkularını. sevdiği diğer kötü(!) kadınları. onu yarı yolda bırakanları, ya da onun bıraktıklarını. yüzüne bile bakmadan uzun uzun seyredebilmek yüzünü; dünyanın en güzel şeyi. çünkü kaderinizi görmeden de kabul edip sevebilirsiniz. ve kaderinizden tüm benliğinizle korkmanızın sebebi de budur işte. görülmediği halde bile, sevilebilen bir şeyin varlığı; insanın elini ayağını titretir.
yokluğunu her hissettiğimde, kaderimdeki parçanın yokluğunu da hissediyorum. zamanı nasıl durdurabildiğinden haberi olmalı. yerleri gökleri nasıl da gereksiz kılabildiğinden. sesinin bütün acıları silip süpürebilen tınısın nasıl da beni benden aldığından. bunları bilmeli.
...
ne kadar çok ''biz'' olma isteğinde olduğumu bilsen. hem de bir ömürlüğüne. mutluluk, sende erimek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder