15 Temmuz 2011 Cuma

ek iş olarak kıskançlık yapıyorum.

benim sende gördüğümü görür mü  sende?
veya sen bakar mısın ona görmek için?
yok; asla yapmaz diyemem.
diyemiyorum işte.
yapabileceğim bir şey yok.
yapabileceğin bir şey yok.
hissiyatım bu.
davranışın o.
hissiyatım kıskanç.
davranışın rahat.

güzelce.
akıllıca.
iyice.
senin sevdiklerini sever; güldüklerine güler.
irice gözleri.
içimi ziyan eder.

verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilemek mi?
dilemiyorum.
öyle işte.
gözlerinden öpüyorum.

3 Temmuz 2011 Pazar

çok küçük şehir.
her yer tanıdık, her yer bildik.
seni bilenlerden geçilmiyor ortalık.
kızgın, dargın değil bu cümlem.
olmasaydı iyiydi ses tonuna sahip.
olmaları bi şeyi değiştirir mi?
yok, hayır.
bendeki seni değiştirebilme yeteneği hiç kimsede ve de herhangi bir şeyde yok.
sen hariç.
bir de yüzünü tutmak diye bir şey var mesela.
hakkında konuşamam.
öyle başka.

19 Haziran 2011 Pazar

ne türlü seninim, anla!

onu seyrediyorum. ona bakınca adı geliyor aklıma. diyorum ki, bu ad ona hiç yakışmamış. annesi ''mutluluk'' koymalıymış adını. ancak o zaman adı söylenildiğinde, ona tam olarak seslenilmiş olurdu. adı ''mutluluk'' olsaydı.

onu öptüğümde; dünyanın dönme hızı farklılaştı. santimetrelerce yeri değişti. yıldızların eksenleri kaydı. dünya; belki de sadece benim dünyam, büyük patlamasını yenice yaşadı ve her şey yerli yerine oturdu. yıllarca aranılan bulundu. ulaşılmak istenilene dokunuldu.

büyük yıkım sonrası, çok yüksek bir yerden bakıldığında bomboş görülen dünyam, ıssızlığından kurtuldu. o, beraberinde insanlığı getirdi. güveni, huzuru, sevgiyi yerleştirdi bir yerlere.

bir adamın yüzüne bakıp, bütün korkularını görebilmek ürkütücü bazen. bütün kuşkularını. sevdiği diğer kötü(!) kadınları. onu yarı yolda bırakanları, ya da onun bıraktıklarını. yüzüne bile bakmadan uzun uzun seyredebilmek  yüzünü; dünyanın en güzel şeyi. çünkü kaderinizi görmeden de kabul edip sevebilirsiniz. ve kaderinizden tüm benliğinizle korkmanızın sebebi de budur işte. görülmediği halde bile, sevilebilen bir şeyin varlığı; insanın elini ayağını titretir.

yokluğunu her hissettiğimde, kaderimdeki parçanın yokluğunu da hissediyorum. zamanı nasıl durdurabildiğinden haberi olmalı. yerleri gökleri nasıl da gereksiz kılabildiğinden. sesinin bütün acıları silip süpürebilen tınısın nasıl da beni benden aldığından. bunları bilmeli.

...

 ne kadar çok ''biz'' olma isteğinde olduğumu bilsen. hem de bir ömürlüğüne. mutluluk, sende erimek.

15 Haziran 2011 Çarşamba

sen benim, sevilmeyi en çok yakıştırdığım çocuksun

sevgili'm.

hiç kimsenin bilmediği bir dilde seviyorum seni. senden başka kimseler anlamasın diye. senden başka kimsem yok. yanlış olabilirsin. çirkin olabilirim. bazen; seni sevmelerime tek geçerli sebep bulamayabilirim. yüzümü her sevmediğinde, daha da çirkinleşebilirim. bütün bunlara rağmen; senden başka dünya yok. al beni. ellerimi tutma ama, yanında tut. sesimi duy. arada bir dinlemesen de olur. saçlarımı sev mesela. çok seveni olmadı vakti zamanında.

benim de soranlara. o kız benim, vermem kimselere.  çoğu zaman hiçbir şeyim; ama sonsuza kadar benim. babam ol mesela. kahramanım diyeyim bakınca gözümün içine. oğlum ol, omzumda ağla. canını al, benimkine bağla. yüzüm, yüzsüzlüğüm; sözüm ol. verip de tutamadığım sözlerimi yerine getir ben niyetine. çok şey istediğim zaman senden; yeter artık diyeme. bak bana, hep bak. öyle sev ki beni; istesen de gideme.

çünkü ben öyle seviyorum ki seni. sevmesem dünya duracakmış gibi. çok lazımsın bana. sen benim yazgımsın. yanımda olman gerek. ben senin kaderinim. varsa kader diye bir şey. seninle olmam gerek.

12 Haziran 2011 Pazar

kolumdan öpüyorum seni

kafası karışık bi kızım ben. yıllardır iç huzurunu arayan; ama hala bulamamış. kafası karışık bi adamsın sen. o kadını hala unutamamış. kimseler unutturamamış. o kimselerden zerre farkım yok benim. en az onlar kadar sıradan, onlar kadar yavan içim.

korkuyorum. gitmek istemediğim bi yere nasıl gidileceğini öğrendim. bi adama dokunmak, niye bu kadar içini titretir ki bi kadının? arada giderim ben.senden gitmenin mümkünü yok. arada bırakırım insanları öylece, bilirsin. seni bırakmak; ihtimal değil. çünkü gidebileceğim başka bi yer yok. sana rağmen, bana rağmen, o'na rağmen; gidebileceğim başka hiçbir yer yok.

senin gibi bi adamı bile yarı yolda bırakırsam, hiç umudum kalmaz benim kendime dair. çok çabalamak gerekir. gitmek istediğimde, diğerlerinin yapmadığını yapıp, gitme demen şart. hiçbir şey başkalarının yüzünden olmaz biliyorum. yine de şart.

konuşamıyorum. ne söyleyeceğimi biliyorum çünkü. söyleyeceklerimden korkuyorum. duyacaklarımdan korkuyorum. sev beni dediğimde, severim dersin diye aklım çıkıyor. sevemem dersin diye de aklım çıkıyor. ve biliyorum. artık geri dönüşü yok. ya bir şey olucak ya da kocaman bir şey bitecek. kulaklarımı tıkayamayacağım kadar yüksek sana dairler. artık başka. artık her şey çok başka.

tek hissettiğim şey korku. ben korkuyorum. bi de kolumdan öpüyorum seni.

8 Haziran 2011 Çarşamba

mavi'ye.

    Güzel tesadüf denilen bir şey varsa; senden başkası değil bu. Ben doğdum, sonra sen. Nerede, nasıl mühim değil. Sen doğdun işte. Bu evrenin, bu dünyanın; en önemlisi de bu kızın başına gelmiş ve de gelebilecek en güzel şeylerin toplamısın. Çarpmasısın. Bölmesisin. Çıkarmasısın. 


    Boş konuşuyorum sık sık; kelimelere anlam yüklenmiyor arada bilirsin. Saat bir oldu mu 
ortalık sessizleşiyor. Uyku sorunu var bende. sanki koca dünya terkedilmiş gibi oluyor lan o 
zamanlarda. Sen genelde camış gibi uyuyan adamsın o saatte. Ondan bilgilendirme 
yapıyorum. Ne diyeceğimi acayip derecede unutmuş durumdayım. Heh. Kelimelerim düzgün bir sıralamada değilken bile anlayan adamsın sen beni diyecektim. Bir de çok sigara içince öksürüyorum. Bırakmaya karar verdik. Boğazım acıyo çokca. Bırakcaz ama.


O kadının da dediği gibi; sen hiç kimsenin olamayacağı kadar çok şeyimsin benim. 
yüreğimde sana ayrılan yer herkesinkinden büyük. 
yalnızca bir arkadaş, bir kan kardeş, bir sırdaş, bir çok yakın dost değil; 
bir büyük sevgisin sen. 
yanında sonsuz şımarabileceğim 
ve hala kaybetmekten korkmayacağım tek kişi. 
yani biraz annem, biraz babam, 
hatta hiç görmediğim dedem, belki hiç doğmayacak oğlum... 
sonra daimi hayranım. 
sen benim masumiyetimsin. benim en yakınımsın. aslında belki öbür yarımsın. 
bütün bunlar ne demek 
anlıyor musun?


eminim anlıyorsun. bu yüzden de iyi ki varsın. 
varlığına sevinişimin hiçbir sebebi olmasa bile 
iyi ki varsın.


aaarıı vız vız vız. aaarııı vız vız vız.








5 Haziran 2011 Pazar

Gitmem Gerek Adamı

      Yüzüme bakıp ''gitmem gerek'' dediğinde; gitmesinin sadece bir gereklilikten ibaret olduğunu sanmıştım. Gerçekten gidebileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Her şey o adamın ''gitmem gerek'' demesiyle, bitti. O cümle; devam edip giden bir hayatı, daha ortasına varamadan bir bıçak gibi kesti. Adeta tek özelliği günde iki kere doğruyu göstermek olan bozuk bir saatin her şeyini elinden alır gibi. Günde iki kez bile doğruyu göstermesini istemez gibi. Saat kendini duvardan yere atarken; ağzının kenarında birazcık hüzünle baktı ''gitmem gerek adamı''. Ama bu kadarcık hüzün kurtarmaya yetmezdi saati. Ve bozuk saat artık, yerdeki bozuk saatti. Belki de bu ''gitmem gerek adamının'' dünyaya gelme sebebiydi.