6 Mart 2013 Çarşamba

gibi

bir şey bulamadı. bir sebep. ama istedi. vaktin mi yoktu dese. vardı. çok vakti vardı hem de. ama kimi aradıkları bulundu. kimileri de...

ikisinin arasındaki en büyük fark; birinin acısının diğerininki kadar büyük olmaması. hem de hiçbir zaman. bu, aralarında kalın bir ünlem gibi. acısını daima yanında, açıkta ve ulu orta taşıyan birisi ile tüm insanlarının gidişini daima yanında, açıkta ve ulu orta saklayan birisi arasındaki sevgi yavaş yavaş ölür. bu bitişin hiçbir ölüme, hiçbir bitmeye ve terk edilişe denk düşmeyeceğini, tüm bu aniliklerden çok uzakta olduğunu anlamak -anlatmak- için birinin diğerine işkence etmesi gerekti.

ona işkence etti. uykusuz bıraktı. çoğu zaman aç. çoğu kez arkasından baktırdı, gidişini izletti. çözümsüz ve de çaresiz bıraktı. salt iyiliğini istediğini söyleyerek, sadece kötülüğü için çabaladı. çünkü her şey eskisi gibiydi. onun buralarda olmadığı zamanlardaki gibi. ve hiçbir şeyi değiştirmeyi beceremediğinizde, size yapılması gerekenin bundan başka bir şey olduğunu savunamazsınız.

her şey unutuluyor gibiydi. tüm candan can aldırmalar bile. ve unutmak gibi bir eylem için "gibi" kelimesi daima yetersizdir.

24 Şubat 2013 Pazar

-yeterince-


Bundan ibaret zaten. Her şey bundan ibaret. Sadece birbirini yaralamak uğruna yaşayan kadınlar ve adamlar. Zamanın bir yerinde, dışı tuğladan bir evin en küçük odasında başlar genelde tüm işkence. Bir kadının ellerini bağlayan bir adamla, o adama aşık bir kız çocuğundan oluşan aile gibi bir şeyin içinde, bu korkak ve öfkeli insanlar birbirlerine cehennemi yaşatır. Yıllar sonra birbirlerini bıraktıklarında bile, midelerinde taşıdıkları bu cehennem için kimsenin özrü bir işe yaramaz. Geçmişi saklamak için çok güzel bir ev gerek. Bir kutuda saklanmaz ki geçmiş dediğin. İçinden cehennem geçmiş dışı tuğladan bir evde ne saklanabilir ki, güzel olan?

Heves kırmanın erkeğe bahşedilmiş bir yetenek olduğunu düşününce “hiç değilse denedim” diyen bir kadını fedakar olarak görmek yersiz. Her gün ufak ufak bir sürü hayal kırıklığı yaşatan adamı, hayatının aşkı olarak görmek de.

-yeterince dinliyorum.
-yeterince buradayım.
-yeterince seviyorum.
-yeterince alıp, yeterince veriyorum
(ve tüm bu cümlelerdeki eylemlerin sadece “yeterince” yapılmasının, aşk için yetmediğini bilmiyorum).

19 Şubat 2013 Salı

şuursuz yazı

"Ben bu adama yetemiyorum" düşüncesi; agresif, şuursuz ve de kırılgan eder kadını.

Ruh zarifliği denilen şeyin her insanda olmasını beklemek hata. Büyük hata. Büyük hataları özenilecek anneler yapar ve güzelce kadınlardır onlar. Eskiden, kendileri edip kendileri bulurlardı. Şimdi her şey başkaları yüzünden. Ağız tadıyla suç bile işlenmiyor.

-ama çok seviyorum seni.
-yetmez.
-olsun yine de çok seviyorum.

Agresif kadın, adamı da agresif eder. İki kırılgan aynı ipte oynar mı bilinmez ama; iki şuursuz bir koltuğa sığar ve şuursuzluk dediğin şey çok fazla hataya sebebiyet verir. Hata dediğin şey neye sebebiyet verir? Bakıp göreceğiz.


12 Şubat 2013 Salı

erkekler kısa tırnak sevmez.

saçının ucunda kalmış bir anı. ötelerden. şimdiki zamanın çok ötesinden. tüm kalbinle nefret ettiğin o adamı görsen ne yapacaksın? tırnak uçlarının bile delice nefret ettiği, iyice bir adama ne yapılabilir ki? 

tırnakları kısa olan kadının, nerede olursa olsun nefret ettiği bir adamı vardır. yanındaki tüm güzel insanlara rağmen. unutamadığı, bir türlü kinini kusamadığı, aklının orta yerine çakılmış iyice bir adam. kadın inanır ki; henüz onunla hikayesi bitmedi. 

ve diğer erkekler, bu iyice adamı unutamayan kadını sevmez. kısa tırnakları da.